Alevîlik ve Bektaşîlik

Alevîlik ve Bektaşîlik

Alevîlik

Hz. Muhammed’in ölümünden sonra, Ali’nin halife olmasını isteyen, onu imam olarak kabul eden, daha sonra ise Şii-Batıni inançlara bağlananların tümüne “Alevî” denir.

Ali bin Ebu Talib

Hz. Ali

Ali bin Ebu Talib, 656-661 yılları arasında İslam Devleti’nin halifesidir. İslam peygamberi Muhammed’in damadı ve amcası Ebu Talib’in oğlu olan Ali, Muhammed’in İslam’a davetini kabul eden ilk kişidir. Ali bin Ebu Talib’e, Hz. Muhammed’in hediyesi olan çatal şeklinde iki başlı kılıcının adı “Zülfikar” hakkaniyetli olmayı ve doğru yolda olmayı temsil eder.

Alevîler, ibâdetlerini Cemevi’nde yaparlar. Cami ve Cem sözcükleri aynı kökten gelir. Cem Arapçada “toplantı”, camii “toplanılan yer” demektir. Bu yüzden ibadet mekâ1na “Cemevi” denir. Alevilerin zikir yaptıkları, hak ile batıl alanı ayırdıkları, ölmeden önce öldükleri, sorguya çekilip soruldukları ya da bağlama çalarak karşılama ya da semah döndükleri ibadethanedir. Cemevindeki ibadetler Dede’nin huzurunda yapılır. Dede, canlardan rızalık aldıktan sonra yerine geçer. Cemevine erkekler ve kadınlar bir arada katılabilir. Cemevlerine herkes girebilir. Kimseye mezhebini dinini sormazlar.

Alevîler Neden Namaz Kılmazlar?

Alevîler, Hz. Ali’nin camide namaz kılarken öldürüldüğü düşüncesinden dolayı abdest almaz, namaz kılmaz. Alevîler’in kendilerini İmam Cafer mezhebinden saydıklarını ifade eden yazar, namaz konusunda ise şu görüşleri dile getirmiş: “Oysa Alevi inancında ‘namazımız kılınmıştır’ mantığı egemendir”. Buna karşın günde beş vakit namaz olduğuna inanan ve bunu üç vakitte cem ederek uygulayan Aleviler de vardır.

Kadir Gecesi’yle bağlantılı olarak üç gün ve Muharrem ayında ise on iki gün oruç tutarlar. Bu günlerde, İmam Hüseyin’in ve arkadaşlarının susuz bırakılmış olmalarından dolayı su içilmez. Bu günlerde bıçak kullanılmaz, et yenilmez. Muharrem’den sonra da üç gün “Hızır Orucu” tutarlar.

Bektaşîlik

Anadolu’da 13. yüzyılda Hacı Bektaş-ı Veli tarafından kurulan daha sonra ise 14. ve 15. yüzyıllarda Azerbaycan ve Anadolu’da yaygınlaşan 16. yüzyılın başlarında Balım Sultan tarafından kurumsallaştırılan mezhep özellikleri taşıyan tarikata “Bektaşîlik” denir.

Balım Sultan, Hacı Bektaş-ı Veli’den sonraki “Mihenk Taşı”dır. Bektaşiliğin toplumsal ve insancıl yönlerini, barışseverliğini ve yardımseverliğini ön plana çıkaran bir gönül eridir. Yüzyıllardan beri gelen Alevî-Bektaşiliğe ait kuralları derlemiş ve dergahta bir düzen içerisinde yaşama geçirilmesini sağlamıştır.

Bektaşîliğin en koyu temsilcileri Alevîlerdir. En çok, Sivas, Tokat, Adana gibi ilçelerimizde yaygındır.

Bektaşîlik 5 Kademede Gerçekleşir;

1. Muhib: Kefâletle tarikata yeni giren kişi.
2. Derviş: Muhiblerin ikrâr vermesi.
3. Halifelik: Liyâkati görülen baba veya dede diye de bilinen sarık kullanma yetkisine sahip olanlar.
4. Mücerretlik: Hacı Bektaş’ın yaptığı gibi hiç evlenmeyen liyakatli dede veya babalar bu mertebeye getirilir. Bunların sağ kulakları delinir, küpe takılır, kendilerini tarikata adamışlardır.
5. Halîfelik: Tarîkatin en üst derecesi olup, çırağ, tuğ, alem ve sofra sahibi olurlar. Âyin-i cem­leırde 40 kurban kesilerek başlarına siyah sarık sararlar, icâzetli kabûl edilirler ve muhib yetiştirirlerdi.

Hacı Bektaş Veli’nin düşünceleri çevresinde oluşan tarikatta temel özellikleri arasında, en başta dört kapı ve dört inanç tasavvuru gelir. Bunlardan 4 Kapı; Şeriat (İslamın ve Ehli Beyt’in yoluna uymak), Tarikat (şeyhe bağlanmak), Hakikat (Tanrı’yı tanıma yolu) ve Marifet (Tanrı bilgisine götüren yol) 4 İnanç; İbadet, Niyaz, Adak ve Vuslat’tır.