Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası (1923-1930)

Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası

Atatürk Dönemi Türk Dış Dış Politikanın Temel İlkesi; Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin ekonomik, toplumsal ve kültürel alanlarda gerçekleştirdiği köklü değişiklikler ve Atatürk’ün uygulamaya koyduğu inkılâplar ile Türkiye öncelikle çağdaş medeniyet seviyesine ulaşmayı ve bunu aşmayı ideal olarak benimsemektir.

Osmanlı Devleti Birinci Dünya savaşında ittifak devletleri yanında yer almış ve bu savaştan mağlup olarak ayrılmıştır. Savaştan galip ayrılan itilaf devletleri, ittifak devletlerine bazı antlaşmalar dayatmıştır. İtilaf Devletleri, Osmanlı devletine karşı Sevr Antlaşmasını dayatmıştır. Önünde başka seçenek kalmadığını düşünen Osmanlı 10 Ağustos 1920 tarihinde Sevr Antlaşmasını imzalamak zorunda kalmıştır. Bu antlaşmaya göre; Doğu’da bir Ermeni devleti, Batı’da Yunan devleti, Akdeniz’de İtalya ve Güneyde ise Fransa ve İngiltere sömürgelerinin olduğu yeni bir harita çizilmiştir.

Sevr Antlaşmasına baştan beri karşı olan Mustafa Kemal 19 Mayıs 1919 yılında Samsun’a çıkmış ve başlattığı mücadele sonunda Nisan 1920’den itibaren ülkenin meşru hükümetinin artık İstanbul hükümeti olmadığını belirtmiş ve yeni hükümetin Ankara hükümeti olduğunu tüm dünyaya duyurmuştur. Ankara Hükümeti Sevr Antlaşmasını kabul etmediğini açıklamış ve Misak-ı Milli sınırları içinde kalan ülkenin birlik ve bütünlüğünü korumayı amaçlayan kurtuluş savaşı mücadelesini vermeye başlamıştır. 18 Eylül 1922’de kurtuluş savaşı mücadelesini kazanan Mustafa Kemal batılı devletleri tek tek Anadolu’dan çıkarmayı başarmıştır. Bunun sonucunda 29 Ekim 1923 yılında siyasi gücünü artırmış ve batılı devletlerin saygısını kazanmış, Türkiye Cumhuriyeti resmen kurulmuş ve Sevr Antlaşması da anlamını yitirdi.

Savaştan galip çıkan Türkiye batılı devletlerle 24 Temmuz 1923 yılında Lozan Barış Antlaşmasını imzalamıştır. Lozan antlaşması Türkiye Cumhuriyeti için yeni sayfaların açıldığı bir dönemin başlangıcı olmuştur.

1923-1930 yılları arasında Türk Dış Politikasını meşgul eden dış sorunlar, Lozan Konferansı’nda çeşitli sebeplerle kesin olarak sonuçlandırılamamış konular ile Konferansta çözüme kavuşturulmuş ancak uygulama aşamasında çıkan sorunların Ankara Hükümeti ile artık uluslararası alanda batılı ve doğulu devletlerle siyasi, ekonomi, sosyal ve kültürel anlamda bir yakınlaşma süreci başlamış ve bazı çözülemeyen sorunların çözüme kavuşturulması hedeflenmiştir. Bu yakınlaşma süreci ve çözülemeyen sorunlar;

Sovyetler Birliği İle İlişkiler

Sovyetler Birliği İle İlişkiler

1917’deki Ekim Devrimi sonrasında kurulan Sovyetler Birliği dünyadaki tüm komünist ayaklanmalara destek vermiş, bununla birlikte sömürgeci ve emperyalist müdahalelere karşı da mücadele etmiştir. Ekim Devrimi’nin ardından Sovyetlerde Rus İç Savaşı (1918-1922) sürerken aynı yıllarda Anadolu’da Türk Kurtuluş Savaşı (1919-1922) devam etmekteydi. Bu dönemde yeni kurulan Sovyetler, batılı devletler ile savaşan Türkiye heyeti ile diplomatik ilişkiler geliştirdi ve Türkiye’ye para, silah ve mühimmat yardımı gönderdi.

Moskova Antlaşması ile iki ülke arasında dostça ilişkiler kuruldu; Türkiye Batum’u Gürcistan’a bıraktı, Kars Oblastı Türkiye’de kaldı.

Türkiye, II. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar tarafsızlığını korudu. Sovyet hükûmeti tarafından Türk hükûmetine, Rus nakliye gemilerinin Karadeniz’i Akdeniz’e bağlayan Türk Boğazları’ndan serbestçe geçebilmesi için baskı yapılmaya başlandı. Türk hükûmetinin, Sovyetler Birliği’nin taleplerini reddetmesi, bölgedeki tansiyonu arttırarak krizi bir güç gösterisine dönüştürdü. Bu olay, daha sonra Truman Doktrini’nin ortaya çıkmasına belirleyici bir faktör olarak hizmet etti. Bu kriz Türkiye’nin yüzünü tamamen Batı’ya, yani Amerika Birleşik Devletleri ve NATO’ya döndürmesine neden oldu.

Türkiye, 1952’de NATO’ya üye oldu ve Kore Savaşı ve Soğuk Savaş’ta Sovyetler Birliği ile farklı cephelerde yer aldı.

İngiltere ve Musul Sorunu

I. Dünya Savaşı’ndan önce Osmanlı hakimiyetindeki Musul ve çevresi petrol varlığı sebebiyle, İngiltere, Fransa, Almanya arasında rekabet konusu oldu. Bölge, 1916 tarihli Sykes-Picot Antlaşması ile Fransa’ya bırakıldı. 1920 yılında San Remo Konferansında Fransa, kendisini Orta Doğu’daki menfaatlerini desteklemesi sebebiyle, Musul bölgesini İngiltere’ye bıraktı. İngiltere bölgedeki Hristiyanların güvenliği, İngiliz savaş esirlerine kötü muamele edilmesi gibi sebepler ile Mondros Mütarekesinin 7. maddesine göre Musul’un kendilerine terk edilmesini istediler. Musul’da yerleşik Osmanlı 6. Ordusu Komutanı Ali İhsan Paşa şehri İngilizlere terk etmemek için istifa etti. Yerine Gelen Binbaşı Halit Akmansü İstanbul’dan aldığı emri yerine getirerek Musul’u boşalttı. 15 Kasım 1918 tarihinde İngiliz askerleri Musul’a asker çıkarıp işgal ettiler.

Türkiye’nin Musul’u istemesinin iki ana sebebi vardı. Bunlardan birincisi; güvenlik sorunu, diğer ana sebep ise petroldür. Musul’un gitmesi demek büyük petrol gelirinden mahrum kalmak demekti. Yapılan görüşmeler sonucunda Türkiye’yi tatmin etmek için 1926 Antlaşması’na 25 yıl süre ile Türkiye’ye petrol gelirinden %10 hisse verilmesi maddesi konulmuş ve daha sonra buna ek protokollerle de Türkiye 500.000 İngiliz lirası alması karşılığında Musul’dan vazgeçti.

Türkiye’nin aleyhine sonuçlanan bu kararın başka bir etkeni ise Şeyh Sait isyanıdır. Türkiye’nin Musul üzerine çok yoğunlaşamamasının ve Musul’u bırakmasının asıl nedenlerinden biri de Şeyh Sait isyanıdır. Şeyh Sait isyanı, Musul sorunu ile aynı döneme denk gelen ve iç siyasette Türkiye’yi bir çok zorluklarla karşı karşıya bırakan bir olay olmuştur. Şeyh Sait isyanının bastırılması Türkiye için Musul’dan daha çok önem arz ediyordu. Çünkü Atatürk iç siyasetteki sorunlara öncelik vermekteydi.

Hatay Meselesi ve Fransa

Hatay Meselesi ve Fransa

30 Ekim 1918’de Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandı. Mondros Mütarekesi‘ndan sonra 1 Aralık 1918’de Fransız kuvvetleri Hatay’ı işgal etti. Fransa’nın Suriye’ye bağımsızlık verme kararı üzerine 1936 yılında ortaya çıkmış ve 1939’da İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasından birkaç ay önce, Hatay’ın Türkiye’ye bağlanması ile sonuçlanmıştır. Böylece, birçok yerde olduğu gibi, Hatay’da da bir Millî Mücadele cephesi oluşmuştur.

Balkan Antantı

Balkan Antantı

Balkan Antantı, 9 Şubat 1934 tarihinde Almanya’da Nazi Partisi’nin iktidara gelmesi, İtalya’nın Akdeniz’de ve Balkanlar’da genişleme çabası ve Avrupa devletlerinin silahlanma yarışına girmesi dünya barışını tehdit etmeye başladı. Bu gelişmeler sonucunda Balkan devletleri arasında bir yakınlaşma meydana geldi. Balkanlar’ı ele geçirmek isteyen İtalya ve Almanya tehlikesi karşısında dört Balkan devleti Yunanistan, Yugoslavya, Romanya ve Türkiye 9 Şubat 1934’te Atina’da Balkan Anlaşma Yasası imzaladılar. Bu Antanta göre; Balkan ülkeleri birbirinin varlığına saygı gösterecekti. Böylece Balkan ülkeleri sınırlarını karşılıklı olarak güvenceye almış oldular.

Sadabat Paktı

Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında, 8 Temmuz 1937 tarihinde Tahran’da Sadabat Sarayı’nda imzalanan dörtlü saldırmazlık paktı’dır. Sınır sorunlarının kalıcı şekilde çözülmesi ve Ülkelerin bağımsızlıklarını vurgulama istekleri paktın sebeplerindendir.

Yunanistan ve Mübadele Sorunu

Türkiye-Yunanistan nüfus mübâdelesi, 1923 yılında Lozan Barış Antlaşması’na ek olarak yapılan sözleşme uyarınca Türkiye Cumhuriyeti ve Yunanistan Krallığı’nın kendi ülkelerinin yurttaşlarını din esası üzerine zorunlu göçe tabi tutmasına verilen addır. Göçe tabi tutulan kişilere ise mübâdil denir.

1922’de Yunan Ordusu’nun Anadolu’dan mağlup ayrılmasının ardından artık Anadolu’da can ve mal güvenliğini kaybettiğini düşünen 1.069.957 Anadolulu Rumun Yunanistan’a göç etmesiyle göçmenleri boş arazi ve evlere yerleştirme sorununun baş gösterdiği Yunanistan’da, Anadolu’dan gelen göçmenler Müslümanları evlerinden çıkarmaya ve onların evlerine yerleşmeye başlamıştı. Rum göçmenlerin barınması için gerekli arazi ve evlerin bir kısmı Müslümanların Türkiye’ye gitmesiyle sağlanacaktı. Hem Yunanistan’daki hem de Türkiye’deki azınlıkların sorunlarının daha da artması üzerine Lozan şehrinde barış anlaşmasının hazırlığı için görüşmelerin başladığı dönemde 30 Ocak 1923 tarihinde Türkiye ile Yunanistan arasında mübadeleyi öngören sözleşme imzalandı.

Sözleşme 19 maddeden oluşuyordu. Sözleşme gereği 1 Mayıs 1923 tarihi itibarıyla Türkiye topraklarındaki Rum-Ortodoks nüfus ile Yunanistan topraklarındaki Türk-Müslüman nüfus arasında zorunlu göç uygulaması şarta bağlanmış oluyordu.

6. ve 7. maddelere göre; Göçe tabi tutulanlara her iki hükûmet de gereken kolaylığı gösterecek, mübadil kişi terk ettiği ülkenin vatandaşlığından çıkacak yeni geldiği ülkenin vatandaşlığını alacaktı.

5. maddeye göre; Mübadillerin mülkiyet haklarına hiçbir zarar verilmeyecekti.

8. maddeye göre; Mübadiller her çeşit taşınır mallarını hiçbir vergiye tabi olmadan yanlarında getirebileceklerdi.

9. maddeye göre; Mübadillerin geldikleri yerde bırakmış oldukları mallar Karma Komisyon tarafından tasfiye edilecekti. Bu madde 18 Ekim 1912’den sonra yerlerinden ayrılanları da kapsayacaktı.

11, 12 ve 13. maddeler sözleşmenin uygulamasını üstlenecek karma komisyonun kurulması ile ilgiliydi. Karma Komisyonun sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarihi izleyen bir ay içinde kurulması öngörülüyordu.

14. maddede göçmenlere yeni geldikleri ülkede geride bıraktıkları mallara eş değer nitelikte ve değerde mal verileceği belirtilmişti.

15. ve 18. maddeler ise tarafların Karma Komisyona karşı yükümlülükleri, mübadelenin gerçekleşmesi sırasında sağlanacak kolaylıklar, mübadeleye tabi olacak kişilere duyuru yapılması, sözleşmenin yürürlüğünün emniyete alınması için her iki hükûmetin yapacağı yasal değişiklikler yer almıştır.

Almanya-Türkiye ilişkileri

Almanya-Türkiye ilişkileri

Almanya-Türkiye ilişkileri, Türkiye’nin Almanya Federal Cumhuriyeti’yle süregelen uluslararası politikalarını içerir. Almanya ile Türkiye arasındaki ilişkiler üst düzey ziyaretler aracılığıyla yoğun olarak gerçekleşmektedir.

Osmanlı İmparatorluğu dönemin Alman İmparatorluğu’nun ısrarları ve kaybedilen toprakların kazanılması ümidiyle I. Dünya Savaşı’na Almanya ve müttefikleri İttifak Devletleri yanında girdi. Ancak savaş sonunda İtilaf Devletleri üstün gelince Osmanlı İmpratorluğu ağır yaptırımları olan, İtilaf Devletleri ile Mondros Mütarekesi’ni imzaladı.

18 Haziran 1941 tarihinde Türkiye ve Nazi Almanyası arasında Türk-Alman Dostluk Paktı imzalanırken

Türkiye ile Almanya arasında 1924 yılında Dostluk, 1929 yılında Konsolosluk, 1930’da ise ticaret anlaşması imzalanmıştır. II. Dünya Savaşı’nın yaklaştığı dönemde Almanya’dan kaçan Yahudiler, Türkiye’ye davet edilerek ülkeye alındı. II. Dünya Savaşı esnasında Türkiye ile Almanya arasında yoğun bir ticari ilişki yaşandı; bu, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ihracatın zirveye çıktığı dönem oldu. 1960’larda Almanya ile Türkiye arasında imzalanan İşgücü Anlaşması’yla, çok sayıda Türk, çalışmak amacıyla Almanya’ya yerleşmiştir. Almanya’da 3 milyonunun üzerinde Türk vatandaşı yaşarken Türkiye’de yaşayan Alman vatandaşı rakamı ise 15 bindir. Türkiye’ye yılda 5 milyon Alman turist gelirken bu turistler Türkiye ekonomisi için önemli sayılmaktadır. 2016 yılı itibarıyla Türkiye ile Almanya arasındaki ticaret hacmi 36.8 milyar eurodur.

II. Dünya Savaşı yıllarında, Nazi Almanyası lideri Adolf Hitler, dönemin Türkiye Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye 1 Mart 1941 tarihinde mektup yazmıştır. Hitler mektubunda “Savaşın sona ermesinden sonra Avrupa’nın yaralarını sarma yolunda başlayacak ekonomik gelişme, Almanya’yı ve Türkiye’yi zaruri olarak, tekrar yakın münasebetler içine sokacaktır” ifadelerini kullanmış ve iki ülke arasındaki ilişkilerin iyi yönde artmasını talep etmiştir.

Savaş devam ettiği dönemde Nazi Almanyası büyükelçisi Franz von Papen aracılığıyla diplomatik ilişkiler geliştiren Türkiye, Nazi Almanyası ile 18 Haziran 1941’de Türk-Alman Dostluk Paktı’nı imzaladı ve Nazilere 90.000 ton krom madeninin satımı başladı. Bunun karşılığında ise Türkiye’nin silah ve araç ihtiyacı Naziler tarafından karşılanacaktı.

Türkiye hükûmeti 1941 yılında Anti-Komintern Paktı’na gözlemci olarak katılmış ve Türk-Alman Dostluk Paktı kapsamında Nazi Almanyası ile dostluk ilişkilerini geliştirmiştir.