İkinci Meşrutiyet (23 Temmuz 1908)

İkinci Meşrutiyet, Osmanlı Anayasası’nın, 29 yıl askıda kaldıktan sonra, 23 Temmuz 1908’de yeniden ilân edilmesiyle başlayan ve Mebuslar Meclisi’nin Sultan Vahdettin tarafından 11 Nisan 1920’de tasfiyesi ile sona eren dönemdir. Bu dönemde, parlamenter demokrasi, seçim, siyasi parti, askeri darbe ve diktatörlük olgularıyla tanışılmış, iki büyük savaş (Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı) yaşanmış ve imparatorluğun dağılmasına tanık olunmuştur. Birinci Meşrutiyet resmen sona ermemiş ve anayasa değişmemiş olduğu için bir tek Meşrutiyet döneminin ikinci faslı olarak da değerlendirilir.

14 Şubat 1878 yılında Sultan Abdülhamit’in meclisi kapatmasıyla şahsi idare dönemi başlamış ve 1908 yılına kadar 30 yıl sürmüştür. Bu dönem içinde Sultan Abdülhamit’e karşı olanlar, meşrutiyeti yeniden ilan etmek amacıyla bir takım cemiyetler kurmuşlardır. Bu cemiyetler içinde en önemlisi İTTİHAT VE TERAKKİ CEMİYETİ’dir. Selanik’te İttihat ve Terakki yanlısı subayların ayaklanması sonucu II. Abdülhamit meşrutiyeti tekrar ilan etmiştir. II. Meşrutiyetin ilanı sorunları çözmeye yetmedi. İçte ve dışta yeni sorunlar çıktı. Bu dönemde kurulan siyasi partilerin mevcudiyeti partizan çekişmeleri yarattı.

İkinci Meşrutiyet’in ilânından sonra derhal seçimlere gidildi. Seçimlerin başlıca 2 partisi İttihat ve Terakki Fırkası ile liberal görüşlü Ahrar Fırkası‘ydı. Seçimleri ittihatçılar kazandı. Seçimlerin ardından oluşan yeni Meclis-î Mebûsân 17 Aralık 1908’de çalışmalarına başladı.

Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemine damgasını vuran başlıca unsurlardan olan İkinci Meşrutiyet, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti‘nin kuruluş yıllarına da büyük etkiler yapmıştır.

Bunu izleyen dönemde, ülkeyi perde arkasından yöneten İttihat ve Terakki yönetimine karşı bazı çevrelerde gitgide artan bir hoşnutsuzluk görüldü. 6 Nisan 1909 günü muhalif gazeteci Hasan Fehmi Bey‘in bir İttihat ve Terakki fedâisi tarafından öldürülmesi, İstanbul’da büyük bir protesto gösterisine yol açtı. Ve sonunda 13 Nisan 1909’da bazı askerî birliklerin ve medrese öğrencilerinin katıldığı bir ayaklanma başladı; bazı subaylar ve bazı milletvekilleri linç edildi ve İttihatçı olarak bilinen gazeteler yağmalandı. Eski takvimle yeni takvim arasındaki 13 günlük farktan dolayı 31 Mart Vakası olarak anılan bu ayaklanma, Selanik‘ten gelen Hareket Ordusu tarafından 24 Nisan’da bastırıldı. 27 Nisan’da yeniden toplanan meclis, II. Abdülhamid‘i bu ayaklanmadan sorumlu tutarak tahttan indirilmesine ve yaşlı şehzade Mehmed Reşâd Efendi’nin V. Mehmed adıyla yerine geçirilmesine karar verdi.

8 Ağustos 1909’da Kanûn-î Esasî üzerinde yapılan bir dizi radikal değişiklikle padişahın yetkileri “sembolik” bir düzeye indirildi. Artık Bakanlar kurulu meclise karşı sorumluydu. Meclisten güvenoyu alamayan vekillerin ve hükümetin görevi sona eriyordu. Meclis başkanını padişah değil, meclis kendisi seçiyordu. Padişaha meclisi kapatma yetkisi tanınmakla birlikte, bu yetki koşullara bağlamış ve üç ay içinde yeni seçimlerin yapılması zorunlu hale getirilmişti. Bu değişikliklerle ilk defa parlamenter sistem uygulanmaya başlanmıştır. Ayrıca toplantı özgürlüğü gibi temel hak ve özgürlüklerden bazıları anayasaya eklendi. Ancak gerek Meşrutiyeti sahiplenen halk kitleleri ve gerekse ordu içindeki subaylar tarafından Abdülhamid tahttan indirilmiştir. Bundan sonraki süreçte Osmanlı Devletinde padişahlık sadece sembolik düzeyde kalmıştır.

Hüseyin Hilmi Paşa, İbrahim Hakkı Paşa ve Mehmed Said Paşa kabineleri döneminde İttihat ve Terakki Cemiyeti, resmen görev almamakla birlikte, fiilen ülke siyasetinin yönlendirici gücü oldu.

1912 seçimleri İttihat ve Terakki Cemiyeti‘nin iktidarı altında gerçekleşti. Temmuz ayında Arnavut isyanının başlaması ve Balkanlardaki siyasi durumun kötüleşmesi üzerine ortaya çıkan Halâskâr Zâbitân, 16 Temmuz’da bir muhtıra ile İttihat ve Terakki yanlısı Mehmed Said Paşa hükümetini istifaya zorladı. Ahmet Muhtar Paşa başkanlığında partilerüstü hükûmet kuruldu. Milletvekili seçimleri geçersiz sayılarak seçim yenilendi. Bir süre sonra Ahmet Muhtar Paşa‘nın istifasıyla, açıkça İttihat-karşıtı olan Kâmil Paşa hükûmeti kuruldu.

8 Ekim 1912’de başlayan Balkan Savaşı kısa sürede bir felakete dönüştü. Birbiri ardından Arnavutluk, Makedonya, Selanik ve Batı Trakya kaybedildi.

I. Dünya Savaşı‘ndaki yenilgiden sonra, İkinci Meşrutiyet’in altı yıl sürmüş olan üçüncü Meclis-i Mebusan‘ı 21 Aralık 1918’de feshedildi.

Ancak ülkenin içinde bulunduğu işgal koşullarından ötürü Anayasa’nın emrettiği yeni seçim yaklaşık bir yıl süreyle yapılamadı. Arap vilayetlerinin katılmadığı bir seçim, toprak kaybının resmen kabulü anlamına gelecekti. Ayrıca yeni meclise İttihat ve Terakki yanlıların girmesinden korkuldu. Ancak parti kendini feshetmiş ve İngiliz baskısıyla üst yönetim kadrosu ülkeyi terk etmişlerdi.

Sivas Kongresi‘nin seçim yapılmasında ısrarı üzerine istifa eden Damat Ferit Paşa kabinesi yerine 2 Ekim 1919’da kurulan Sadrazam Düztaban Ali Rıza Paşa hükûmeti aynı gün seçim kararı aldı. Bu seçimler Anadolu‘da başlayan bağımsızlık hareketi, İstanbul yönetimi ve işgal devletleri tarafından isteniyordu. İşgal devletleri istediği kararları aldırabilmek, İstanbul yönetimi yaptıklarına meşrûluk kazandırmak, Anadolu hareketi ise millî mücadele için daha fazla güç bulabilmek için seçimleri istiyordu. Aralık ayında yapılan seçimlere İstanbul dışında her yerden sadece Müdafaa-i Hukuk yanlısı mebuslar seçildi. Mustafa Kemal Paşa iki ayrı ilden seçildiği halde, İstanbul’da toplanan meclise güvenlik gerekçesiyle katılmadı.

12 Ocak 1920’de toplanan Meclis, Anadolu hareketinden yana tavır aldı. 16 Şubat’ta Misak-ı Milli beyannamesi‘ni oybirliği ile kabul etti. 16 Mart’ta müttefik devletler İstanbul’u geçici askerî işgal altına alarak Meclis başkanı Rauf Bey‘i ve bazı mebusları tutukladı. 18 Mart’ta toplanan Meclis kendini süresiz olarak tatil etti. Mebusların birçoğu Ankara‘ya geçerek, 23 Nisan’da toplanan Büyük Millet Meclisi‘ne katıldılar.