Ömer Halisdemir

“Biz Türküz! Ya hürüz ya ölürüz…”

Ömer Halisdemir, 1974 yılında Hasan Hüseyin ve Fadime çiftinin yedi çocuğundan üçüncüsü olarak Niğde’de dünyaya geldi. İçinde bulunduğu şartlar ve yaşadığı yerin koşulları doğrultusunda çobanlık yapıp ailesine destekte bulundu. Elini attığı her işte son derece titiz ve disiplinliydi. Çevresi tarafından çok seviliyordu. Babasının deyişi ile “Babasının akıl hocası, annesinin ise doktoru” idi. Pek çok şey ona danışılıyor, fikirleri son derece önemseniyordu. Şeker hastası annesinin yükselen şekeri onun telkinleri ile normale iniyordu. Oğlu Ertuğrul’a daima isminin hakkını vermesini öğütlüyordu. Tıpkı kendisinin yaptığı gibi…
O gün içinde tuhaf bir his vardı. İçi içine sığmıyordu. Bu durumu babasıyla paylaştığında baba Hasan Hüseyin Halisdemir, oğluna dikkatli olmasını söylemişti her asker babası gibi lakin Ömer Halisdemir’in hissettikleri çok farklıydı. Yüreği bir kuş olup rüyasındaki kuşlar gibi göğe kanat çırpacaktı sanki..
Özel Kuvvetler karargahında nöbet o gece Ömer Halisdemir’deydi fakat yolunda gitmeyen bir şeylerin olduğu her halinden belliydi. Çok geçmeden aracı darbeciler tarafından sıkıştırılmasına rağmen kurtulup darbecilere karşı savunma başlatan Özel Kuvvetler Komutanı Zekai Aksakallı, Ömer Halisdemir’i arar ve vaziyetten haberdar eder. Halisdemir’e hain Albay Ümit Bak’ı öldürme emri verir. Ancak bu o an için imkansızdır çünkü Bak, üst düzey bir şekilde. Korunmaktadır. Ümit Bak’a yönelirse vuramadan imha edileceğini belirten Halisdemir’e bu defa diğer hain Semih Terzi’yi vurma emri verilir. Lakin bu emrin sonunda şehadet vardır ve Zekai Aksakallı, Halisdemir’den helallik alır. Hakkını komutanına ve vatanına helal eden Halisdemir, bir an dahi olsun tereddüd etmeden ölüme üç el ateş eder.
Kuşlar… Bembeyaz arşa kanla kanat çırpan kuşlar. Tam otuz tane kuş… Üzerine açılan ateşte bedenine isabet eden kurşun sayısınca… Ve o ses… Artık derinlerden gelmeyen, kulaklarında duyduğu o ses…
…”Es Salatu Ve’s-Selamu…” …