Sedat Kaplan

“Kim bunlar?!”

Sedat için her şey taa çocukluğunda şekillenmişti. Ayağına takılan çelme onu hastalıklarla mücadele etmeye, mücadele etmekte olduğu hastalıkları ise Ankara’ya sürüklemişti. İlk mide timörü teşhisi konmuş ardından da kardeşinin deyişiyle “kemik kanseri” teşhisi konmuştu. Bu da Ankara’da kalınacak sürenin uzadığı anlamına geliyordu lakin kim bilebilirdi ki kalleş bir kurşun ile şehadetin onu beklediğini?..
O gece, o kanlı gece odalarına çıkmıştı olup bitenden habersiz ağabey-kardeş. Çıktıkları odalarında öğrenmişlerdi bir grup şerefsizin darbe girişiminde bulunduğunu. Sedat, kardeşinin deyişiyle “Kim bunlar?!” diyerek celallenmişti. Yerinde duramıyordu. Adeta hesap sormaya gidercesine yola koyuldu. Kardeşi “Gitme!” dediyse de dinletemedi ve ağabey kardeşin son görüşmesi soğuk morg köşesinde oldu. Adeta başından aşağıya kaynar sular dökülen kardeş, ağabeyinin cenazesini gözü yaşlı teslim aldı. Bağrı yanan ana ise ölümü konduramadığı yavrusunu Rabbine sala ile uğurladı. “Es Salatu Ve’s-Selamu….”